Ses ve ses uyumları
Türkçede sesler, ünlüler ve ünsüzler olmak üzere iki ana gruba ayrılır.
Ünlülerin Nitelikleri
Ses yolunda herhangi bir engele çarpmadan çıkan seslere ünlü denir.
Türkçede sekiz ünlü vardır: a, e, ı, i, o, ö, u, ü.
Ünlüler şu biçimde sınıflandırılır:
A. Çıkış yeri ve dilin durumuna göre:
1. Kalın ünlüler: a, ı, o, u.
2. İnce ünlüler: e, i, ö, ü.
B. Dudakların durumuna göre:
1. Düz ünlüler: a, e, ı, i.
2. Yuvarlak ünlüler: o, ö, u, ü.
C. Ağzın açıklığına göre:
1. Geniş ünlüler: a, e, o, ö.
2. Dar ünlüler: ı, i, u, ü.
Uzun Ünlü
Kökeni Türkçe olan kelimelerde uzun ünlü yoktur. Uzun ünlü, Arapça ve
Farsçadan Türkçeye giren kelimelerde görülür: şair (şa:ir), numune (numu:ne),
iman (i:man). Bu örneklerde iki noktadan önceki harfin gösterdiği ses uzun
ünlüdür ve uzun söylenir. Ancak, birçok kelimede uzun ünlü kısalmıştır:
beyaz, hiç, rahat, ruh. Bu örneklerdeki koyu harflerle belirtilen sesler,
alındıkları dilde uzun oldukları hâlde Türkçede kısa söylenir.
Uzun ünlülü kapalı hecelerle biten kelimeler ünlüyle başlayan ek
aldıklarında veya yardımcı fiillerle kullanıldıklarında, açık duruma
dönüşen hecenin ünlüsündeki uzunluk, ayraç içerisindeki söyleyişte
gösterildiği gibi çoğunlukla yeniden ortaya çıkar: esas / esasen (esa:sen);
hayat / hayatı (haya:tı); kanun / kanuni (ka:nu:ni); ruh / ruhum (ru:hum);
usul / usulü (usu:lü); vicdan / vicdanen (vicda:nen); ahbap olmak (ahba:b
olmak), hitap etmek (hita:b etmek). Bazı örneklerde bu durumda da kısalma
görülür: beyaz / beyazı, can / canım, kitap / kitaba, meydan / meydana.
Uzun ünlüler, genellikle yazıda gösterilmez: adalet (ada:let), badem (ba:dem),
beraber (bera:ber), idare (ida:re), ifade (ifa:de), işaret (işa:ret),
kaide (ka:ide), numune (numu:ne), rica (rica:), şair (şa:ir), şive (şi:ve),
şube (şu:be), vali (va:li), vefa (vefa:).
Ünlemlerde ünlemin şiddetini ve hecenin uzunluğunu ifade etmek üzere iki
veya üç ünlü yan yana gelebilir: ooh, aaah. Bu tür örneklerde ünlüler ayrı
ayrı değil uzun olarak söylenir.
Düzeltme İşareti
Düzeltme işaretinin kullanılacağı yerler aşağıda gösterilmiştir:
1. Yazılışları bir, anlamları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt
etmek için, okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine konur: adem (yokluk),
âdem (insan); adet (sayı), âdet (gelenek, alışkanlık); alem (bayrak), âlem
(dünya, evren); alim (her şeyi bilen), âlim (bilgin); aşık (eklem kemiği),
âşık (vurgun, tutkun); hakim (hikmet sahibi), hâkim (yargıç); hal (pazar
yeri), hâl (durum, vaziyet); hala (babanın kız kardeşi), hâlâ (henüz);
şura (şu yer), şûra (danışma kurulu).
UYARI : Katil (< katl = öldürme) ve kadir (< kadr = değer) kelimeleriyle
karışma olasılığı olduğu hâlde katil (ka:til = öldüren) ve kadir (< ka:dir
= güçlü) kelimelerinin düzeltme işareti konmadan yazılması
yaygınlaşmıştır.
2. Arapça ve Farsçadan dilimize giren birtakım kelime ve eklerle özel
adlarda bulunan ince g, k ünsüzlerinden sonra gelen a ve u ünlüleri
üzerine konur: dergâh, gâvur, ordugâh, tezgâh, yadigâr, Nigâr; dükkân,
hikâye, kâfir, kâğıt, Hakkâri, Kâzım, mahkûm, mekân, mezkûr, sükûn, sükût.
Kişi ve yer adlarında ince l ünsüzünden sonra gelen a ve u ünlüleri de
düzeltme işareti ile yazılır: Halûk, Lâle, Nalân; Balâ, Elâzığ, İslâhiye,
Lâdik, Lâpseki.
3. Nispet i'sinin belirtme durumu ve iyelik ekiyle karışmasını önlemek
için kullanılır. Böylece (Türk) askeri ve askerî (okul), (İslam) dini ve
dinî (bilgiler), (fizik) ilmi ve ilmî (tartışmalar), (Atatürk'ün) resmi ve
resmî (kuruluşlar) gibi anlamları farklı kelimelerin karıştırılması da
önlenmiş olur.
Nispet i'si alan kelimelere Türkçe ekler getirildiğinde düzeltme işareti
olduğu gibi kalır: millîleştirmek, millîlik, resmîleştirmek, resmîlik.
Büyük Ünlü Uyumu
Bir kelimenin birinci hecesinde kalın bir ünlü (a, ı, o, u) bulunuyorsa,
diğer hecelerdeki ünlüler de kalın; ince bir ünlü (e, i, ö, ü) bulunuyorsa
diğer hecelerdeki ünlüler de ince olur: adım, ağız, ayak, boyun,
boyunduruk, burun, dalga, dudak, duvak, kırlangıç; beşik, bilezik,
gelincik, gözlük, üzengi, vergi, yüzük. Buna büyük ünlü uyumu adı
verilir.
Büyük ünlü uyumuna aykırı bazı Türkçe kelimeler de vardır: anne, dahi,
elma, hangi, hani, inanmak, kardeş, şişman.
Büyük ünlü uyumu alıntı kelimelerde aranmaz: ahenk, badem, ceylan, çiroz,
dükkân, fidan, gazete, hamsi, kestane, limon, model, nişasta, pehlivan,
selam, tiyatro, viraj, ziyaret.
Birleşik kelimelerde büyük ünlü uyumu aranmaz: açıkgöz, bilgisayar,
çekyat, hanımeli.
-gil, -ken, -leyin, -mtırak, -yor ekleri büyük ünlü uyumuna uymaz:
akşam-leyin, bakla-gil-ler, çalışır-ken, ekşi-mtırak, yürü-yor.
-daş (-taş) eki bazı kelimelerde büyük ünlü uyumuna uymaz: din-daş, gönül-daş,
meslek-taş, ülkü-daş.
-ki aitlik eki büyük ünlü uyumuna uymaz: akşamki, yarınki, duvardaki,
yoldaki, ondaki, yazıdaki, onunki.
Büyük ünlü uyumuna girmeyen kelimelere gelen ekler, kalınlık incelik
bakımından son hecenin ünlüsüne uyar: adalet-li, anne-si, kardeş-lik,
meslektaş-ımız, şişman-lık.
Son ünlüleri kalın sıradan olmasına karşın incelik özelliği gösteren bazı
alıntı kelimeler ince ünlülü ekler alır: alkol / alkolü, hakikat /
hakikati, helak / helakimiz, kabul / kabulü, kontrol / kontrolü, protokol
/ protokolü, saat / saate, sadakat / sadakatten.
Küçük Ünlü Uyumu
Küçük ünlü uyumu kuralı iki yönlüdür:
1. Bir kelimenin ilk hecesinde düz ünlü (a, e, ı, i) varsa sonraki
hecelerde de düz ünlü bulunur: anlaşmak, yanaşmak, kayıkçı, ısırmak,
ılıklaşmak, seslenmek, yelek, bilek, çilek.
2. Bir kelimenin ilk hecesinde yuvarlak ünlü (o, ö, u, ü) varsa bunu
izleyen ilk hecede dar yuvarlak (u, ü) veya geniş düz (a, e) ünlü bulunur:
boyunduruk, çocuk, odun, yorgunluk, yoklamak, vurmak, yumurta, özlemek,
güreşmek, sürmek.
Küçük ünlü uyumuna aykırı bazı Türkçe kelimeler de vardır: avuç, avurt,
çamur, kabuk, kavuk, kavun, kavur-, kavuş-, savur-, yağmur.
Küçük ünlü uyumu, alıntı kelimelerde aranmaz: aktör, alkol, bandrol,
daktilo, doktor, horoz, kabul, kitap, konsolos, muzır, mühim, mümin,
müzik, profesör, radyo, vakur.
Küçük ünlü uyumuna aykırı kelimelere getirilen ekler, kelimenin son
ünlüsüne uyar: kavun-u, konsolos-luğ-u, mümin-lik, müzik-çi, yağmur-luk.
-ki aitlik eki yalnızca birkaç örnekte küçük ünlü uyumuna uyar: bugünkü,
dünkü, öbürkü.
Bu ünlü düzenleri ve ilk heceyi izleyen ünlüler aşağıdaki çizelgede
gösterilmiştir:
a › a, ı (bakar, alır)
o › u, a (omuz, oya)
e › e, i (geçer, gelir)
ö › ü, e (ölçü, ördek)
ı › ı, a (kılıç, kısa)
u › u, a (uzun, uzak)
i › i, e (ilik, ince)
ü › ü, e (ütü, ürkek)
▲ yukarı
Genel bilgiler
Ünlü Daralması (a - ı, e – i)
Türkçede a, e ünlüsü ile biten fiillerin şimdiki zaman çekiminde, söyleyiş
ve yazılışta da a ünlüleri ı, u; e ünlüleri i, ü olur: başlıyor, kanıyor,
oynuyor, doymuyor; izliyor, diyor, gelmiyor, gözlüyor.
Birden çok heceli ve a, e ünlüleri ile biten fiiller, ünlüyle başlayan ek
aldıklarında bu fiillerdeki a, e ünlülerinde söyleyişte yaygın bir daralma
(ı ve i'ye dönme) eğilimi görülür. Ancak, söyleyişteki ı, i ünlüleri
yazıya geçirilmez: başlayan, yaşayacak, atlayarak, saklayalı, atmayalım,
gelmeyen, izlemeyecek, gitmeyerek, gizleyeli, besleyelim.
Buna karşılık tek heceli olan demek ve yemek fiillerinde, söyleyişteki i
ünlüsü yazıya da geçirilir: diyen, diyerek, diyecek, diyelim, diye; yiyen,
yiyerek, yiyecek, yiyelim, yiye, yiyince, yiyip. Ancak deyince, deyip
sözlerindeki e yazılışta korunur.
Ünlü Düşmesi
İkinci hecesinde dar ünlü bulunan iki heceli kelimeler ünlüyle başlayan
bir ek aldıklarında ikinci hecelerindeki dar ünlüler genellikle düşer:
ağız / ağzı, alın / alnı, bağır / bağra, bağrım, beniz / benzi, beyin /
beynimiz, boyun / boynu, böğür / böğrüm, burun / burnu, geniz / genzi,
göğüs / göğsün, gönül / gönlünüz, karın / karnı, oğul / oğlu; çevir- /
çevril-, devir- / devril-.
Ünsüz Uyumu
Dilimizde tonsuz (sert) ünsüzle biten kelimelere gelen ekler tonsuz (sert)
ünsüzle başlar: aç-tı, aş-çı, bak-tım, bas-kı, çiçek-ten, düş-kün,
geç-tim, ipek-çi, seç-kin, seç-ti, süt-çü.
Ünsüz Türemesi (y, v)
İki ünlünün yan yana bulunduğu bazı alıntı kelimelerde ünlüler arasında y,
v sesleri türemiştir: fiyat (< fiat), zayıf (< zaif); konservatuvar,
laboratuvar, pisuvar, repertuvar, tretuvar, tuval, tuvalet.
Ünsüz Düşmesi
Arapçadan dilimize girmiş olan ve sonunda ikiz ünsüz bulunan kelimelerin
yalın durumunda ünsüzlerden biri düşer (ünsüz tekleşir): hak (< hakk), his
(< hiss), ret (< redd), zan (< zann), zem (< zemm). Bu tür kelimelere
ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde düşen ünsüz ortaya çıkar: hak, hakka;
his, hissimiz; ret, reddi; zan, zannımca; zem, zemmi.
n > m Değişmesi
Türkçede kullanılan bazı kelimelerdeki b ünsüzünden önce gelen n ünsüzü
m'ye dönüşür: saklambaç (< saklanbaç), dolambaç (< dolanbaç), ambar (<
anbar), amber (< anber), cambaz (< canbaz), çember (< çenber), kümbet (<
gunbed), memba (< menba), mümbit (< munbit), tambur (< tanbur).
▲ yukarı
Bazı kelime ve eklerin yazılışı
Bağlaç Olan da,
de’nin Yazılışı
Bağlaç olan da, de ayrı yazılır. Kendisinden önceki kelimenin son ünlüsüne
bağlı olarak ünlü uyumlarına uyar: Kızı da geldi gelini de. Durumu oğluna
da bildirdi. Sen de mi kardeşim? Güç de olsa. Konuşur da konuşur.
UYARI : Ayrı yazılan da, de hiçbir zaman ta, te biçiminde yazılmaz.
UYARI : Ya sözüyle birlikte kullanılan da mutlaka ayrı yazılır: ya da.
UYARI : Da, de bağlacını kendisinden önceki kelimeden kesme ile ayırmak
yanlıştır: Ayşe de geldi (Ayşe'de geldi değil).
UYARI : Da, de bağlacının bulunma durumu eki olan -da, -de, -ta, -te ile
hiçbir ilgisi yoktur. Bulunma durumu eki getirildiği kelimeye bitişik
yazılır: devede (deve-de) kulak, evde (ev-de) kalmak, yolda (yol-da)
kalmak, ayakta (ayak-ta) durmak, çantada (çanta-da) keklik. İkide
(iki-de) bir aynı sözü söyleyip durma.
Yurtta sulh, cihanda sulh. (Mustafa Kemal Atatürk)
Bağlaç Olan ki’nin Yazılışı
Bağlaç olan ki ayrı yazılır: demek ki, kaldı ki, bilmem ki.
Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil, şuurla
işlensin.
(Mustafa Kemal Atatürk)
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki! (Orhan Veli Kanık)
Ruşen Eşref Ünaydın'ın "Diyorlar ki" adlı eseri ne güzeldir!
Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer.
Ki bağlacı, birkaç örnekte kalıplaşmış olduğu için bitişik yazılır: belki,
çünkü, hâlbuki, mademki, meğerki, oysaki, sanki. Bu örneklerden çünkü
sözünde ek aynı zamanda küçük ünlü uyumuna uymuştur.
Şüphe ve pekiştirme göreviyle kullanılan ki sözü de ayrı yazılır: Babam
geldi mi ki? Başbakan konuşacak mı ki?
Bağlaç Olan ne ... ne ...’nin Yazılışı
Bu bağlacın kullanıldığı cümlelerde fiil olumlu olmalıdır: Ne Fransa’da ne
de Almanya’da aradığını bulabilmişti.
Onlar ne arsız ne yılışkan ve yırtık gülmelidirler; ne de
somurtmalıdırlar. (Refik Halit Karay)
Ne ziraat ne ticaret için kâfi nüfus kaldı. (Falih Rıfkı Atay)
Soru Eki mı, mi, mu, mü’nün Yazılışı
Bu ek gelenekleşmiş olarak ayrı yazılır ve kendisinden önceki kelimenin
son ünlüsüne bağlı olarak ünlü uyumlarına uyar: Kaldı mı? Sen de mi
geldin? Olur mu? İnsanlık öldü mü?
Soru ekinden sonra gelen ekler, bu eke bitişik olarak yazılır: Verecek
misin? Okuyor muyuz? Çocuk muyum? Gelecek miydi? Güler misin, ağlar mısın?
Bu ek sorudan başka görevlerde kullanıldığında da ayrı yazılır: Güzel mi
güzel! Yağmur yağdı mı dışarı çıkamayız.
UYARI: Vazgeçmek birleşik fiili, mi soru ekiyle birlikte kullanıldığında
iki ayrı biçimde yazılabilir: Vaz mı geçtin? Vazgeçtin mi?
▲ yukarı
Sayıların
yazılışı
1. Sayılar metin içerisinde yazıyla yazılır:
bin yıldan beri, dört kardeş, haftanın beşinci günü, üç ayda bir, yüz
soru, iki hafta sonra, üçüncü sınıf.
Yaş otuz beş, yolun yarısı eder. (Cahit Sıtkı Tarancı)
Buna karşılık saat, para tutarı, ölçü, istatistik verilere ilişkin
sayılarda rakam kullanılır: 17.30'da, 11.00’de, 1.500.000 lira, 25
kilogram, 150 kilometre, 15 metre kumaş, 1.250.000 kişi, % 25, % 50.
Saat ve dakikalar metin içinde yazıyla da yazılabilir: saat dokuzu beş
geçe, saat yediye çeyrek kala, saat sekizi on dakika üç saniye geçe,
mesela saat onda.
2. Birden fazla kelimeden oluşan sayılar ayrı yazılır: iki yüz, üç
yüz altmış beş.
3. Para ile ilgili işlem ve senet, çek vb. ticarî belgelerde geçen
sayılar bitişik yazılır: 650,35 (altıyüzelliYTL,otuzbeşYKr).
4. Notayı niteleyen sayılar ayrı yazılır: on altılık.
5. Oyun adlarını niteleyen sayılar bitişik yazılır: altmışaltı.
6. Romen rakamları ancak yüzyıllarda, hükümdar adlarında,
tarihlerde ayların yazılışında, kitap ve dergi ciltlerinde ve kitapların
asıl bölümlerinden önceki sayfaların numaralandırılmasında
kullanılabilir: XX. yüzyıl, III. Selim, XIV. Louis, II. Wilhelm, V. Karl,
VIII. Edward, 1.XI.1928, I. Cilt, XII. Cilt.
7. Beş ve beşten çok rakamlı sayılar sondan sayılmak üzere üçlü
gruplara ayrılarak yazılır ve araya nokta konur: 326.197, 49.750.812,
28.434.250.310.500 .
8. Sayılarda kesirler virgül ile ayrılır: 15,2 (15 tam, onda 2),
5,26 (5 tam, yüzde 26).
9. Sıra sayıları yazıyla ve rakamla gösterilebilir. Rakamla
gösterilmesi durumunda ya rakamdan sonra bir nokta konur ya da rakamdan
sonra kesme işareti konularak derece gösteren ek yazılır: 15., 56., XX.;
5'inci, 6'ncı.
UYARI : Sıra sayıları ekle gösterildiğinde rakamdan sonra
sadece kesme işareti ve ek yazılır; ayrıca nokta konmaz: 8.'inci değil
8'inci, 2.'nci değil 2'nci.
10. Üleştirme sayıları rakamla değil yazıyla belirtilir: 2'şer
değil ikişer, 9'ar değil dokuzar, 100’er değil yüzer.
▲ yukarı
Ek fiil olan
imek'in yazılışı
İmek fiili bugün daha çok ekleşmiş olarak
kullanılmakta ve ünlü uyumlarına uymaktadır.
Ünlüyle biten kelimelere eklendiğinde i ünlüsü düşer. Bu durumda araya y
ünsüzü girer: ne-y-se (ne ise), sonuncu-y-du (sonuncu idi), yabancı-y-mış
(yabancı imiş).
Ünsüzle biten kelimelere eklendiğinde de i ünlüsü düşer: gelir-se (gelir
ise), güzel-miş (güzel imiş), yorgun-du (yorgun idi).
Pekiştirmeli sıfatlar bitişik yazılır: apaçık, apak, büsbütün, çepeçevre,
çırçıplak, çırılçıplak, dümdüz, düpedüz, gömgök, güpegündüz, kapkara,
kupkuru, paramparça, sapasağlam, sapsarı, sırsıklam, sırılsıklam,
sipsivri, yemyeşil.
▲ yukarı
Edebi
bilgiler
Bu konuyla nesir ve şiir bilgisini inceleyeceğiz.
I. NESİR (DÜZ YAZI) BİLGİSİ
Cümleler hâlinde ortaya konan sözlerin belli kalıplar içinde
sıkıştırılmadığı anlatım türleri olup bunlara kompozisyon türü de denir.
Kompozisyon türleri yazılı ve sözlü olmak üzere ikiye ayrılır.
A. YAZILI KOMPOZİSYON TÜRLERİ
1. Roman
İnsanların başlarından geçen veya geçmesi mümkün görülen olayların yer ve
zaman belirterek bütün ayrıntılarıyla ele alınan uzun yazılara denir.
Romanın öğeleri olay, kişi, çevre ve fikirdir. Bir romanda temel unsur
"kişi"dir.
2. Hikâye
İnsanları duygulandırmak ve heyecanlandırmak için onların başlarından
geçmiş veya geçebilecek olayları sanatlı bir dille ve kısa biçimde anlatan
yazılara denir.
Hikâyenin öğeleri olay, zaman ve çevre olmakla birlikte temel unsur
"olay"dır.
3. Masal
Halkın hayal gücünden doğan gerçek dışı ve olağanüstü olaylarla süslü
hikâyelere denir.
Hayal ürünü, gerçek dışı ve olağanüstü olayları anlatır. Zaman ve çevrenin
belirsiz olduğu masallarda evrensel konular işlenir ve kahramanlar
insanüstü nitelikler taşır. Eğiticilik esastır.
4. Makale
Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir konuyu veya düşünceyi açıklamak ya
da ispatlamak amacıyla yazılan fikir yazılarına denir.
Makalede temel unsur "fikir"dir. Gazete veya dergilerde yayınlanır.
5. Fıkra
Günlük olayları özel bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan ciddî
veya nükteli fikir yazılarına denir.
Gazete yazıları olan fıkralarda serbestçe seçilmiş güncel konular, sohbet
havasında, ispatlamaya kalkmadan fakat bir sonuca ulaşılarak işlenir.
6. Sohbet (Söyleşi)
Bir konunun fazla derinleştirilmeden, okuyucuyla konuşuyormuş gibi bir
anlatımla yazarın kişisel duygu ve düşüncelerini dile getirdiği fikir
yazılarıdır.
Herkesi ilgilendiren güncel konuları, okuyucuyla konuşuyormuş gibi, sıcak
ve samimi bir üslûpla işleyen gazete yazılarıdır.
7. Deneme
Herhangi bir konu üzerinde, kesin yargılara varmadan, özel görüş ve
düşüncelerin kanıtlamaya kalkmadan, serbestçe ortaya konulduğu fikir
yazılarıdır.
Bir birikime sahip olan yazar, düşüncelerini kendi kendisiyle konuşuyormuş
gibi yazar. Temel unsur "düşünce"dir.
8. Eleştiri (Tenkit)
Herhangi bir sanat eseri veya sanatçı üzerinde olumlu veya olumsuz
görüşlerin ortaya konulduğu, bunların değerleri hakkındaki düşüncelerin
belirtildiği, kısacası bir yargıya varıldığı yazılara denir. Tarafsız
olunmalıdır.
9. Gezi (Seyahat) Yazısı
Gezilip görülen yerlerle ilgili bilgi, gözlem ve anıları yansıtan yazılara
denir. Gezilen yerlerdeki insanların yaşamı, gelenek görenekleri, o
yörenin tarihî, coğrafî ve ekonomik özellikleri anlatır. Gerçeklere
dayanmalıdır.
10. Anı (Hatıra)
Bir kimsenin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları sanat değeri
taşıyan bir üslûpla anlattığı yazılardır.
11. Günlük
Ne gün yazıldığını hatırlamak için tarih atılan, çoğu zaman her günün
sonunda olup bitenin sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili
yorumlar değerlendirmeler yapıldığı yazılardır.
Yazılan defterlere "günlük" veya "günce" denir.
Günlük günü gününe yaşarken, anı ise yaşadıktan sonra akılda kaldığıyla
yazılır.
12. Biyografi
Bir kimsenin özellikle insanlığa çeşitli yararları dokunmuş ünlü kişilerin
hayatlarını anlatan yazılara denir.
Biyografilerde kişinin yaşadığı dönem, çevresi, hayat şartları, eserleri,
düşünce yapısı, kişiliği ve yaptığı işler tarafsız ve gerçeklere dayanarak
kronolojik bir sıraya (tarih sırası) göre işlenir.
13. Mektup
Genel anlamda mektup, birbirinden uzakta bulunan kişilerin duygu, düşünce,
istek, dilek ve olayları duyurmada başvurdukları bir yazıdan oluşan
haberleşme aracıdır.
Herhangi bir düşüncenin, görüşün veya bir tezin savunulması halka
duyurulması amacıyla gazete ve dergilerde yayınlanan edebî metkuplar da
vardır.
14. Tiyatro
Hayatta yaşanmış ve yaşanması mümkün olayları sahnede canlandırmak için
yazılan eserlere denir.
Diğer yazı türlerinden farkı somut olmasıdır.
15. Fabl
İnsan dışındaki bitki, hayvan gibi canlı varlıklara ve eşya gibi cansız
varlıklara insan kişiliği vererek, onları konuşturarak başlarından geçen
olayları bir ibret dersi verecek biçimde anlatan yazılara denir.
B. SÖZLÜ KOMPOZİSYON TÜRLERİ
1. Konferans
Bir konuya açıklık kazandırmak veya bir konuda bilgi vermek amacıyla
bilim, sanat ve fikir adamlarınca salonlarda dinleyicilere karşı yapılan
öğretici, hazırlıklı konuşmalara denir.
2. Açık oturum
Toplumun tümünü yakından ilgilendiren bir konunun, belirli bir sürede bir
başkanın yönetiminde, yetkili kişilerce, sırayla, çeşitli yönlerden
tartışılmasına ve incelenmesine denir.
3. Panel ve Forum
Bir konunun karara varmaktan çok, çeşitli yönlerden aydınlatılması için,
küçük bir topluluk önünde bir sohbet havası içinde tartışılmasına "panel"
denir. Panel sonunda tartışma dinleyelere de geçerse tartışma "forum"
hâlini alır
4. Sempozyum
Bir konu üzerinde değişik kişiler tarafından belirli bir sürede yapılan
seri konuşmalara denir.
5. Nutuk (Söylev)
Bir topluluğa heyecan vermek veya belirli bir düşünceyi aşılamak için
yapılan konuşmalara denir. Diğer bir adı da "hitabet"tir.
II. NAZIM (ŞİİR) BİLGİSİ
Duygu, düşünce ve istekleri ölçülü, ahenkli bir biçimde iletmeyi amaçlayan
anlatım yoludur.
A. ŞİİRİN UNSURLARI
1. Vezin (Ölçü)
Sözün birtakım bölümlere ayrılarak her bölümünün hece sayısında ya da hem
sayı hem de hecelerin açıklık kapalılık, uzunluk kısalık yönünden
denkliğidir. İki tür vezin (ölçü) vardır. Bir de ölçüsüz şiirler vardır.
Bunlara serbest tarzdaki şiirler de diyoruz.
Ölçü, sözün birtakım bölümlere ayrılarak her bölümünün hece sayısında ya
da hem sayı hem de hecelerin açıklık kapalılık, uzunluk kısalık yönünden
denkliğidir. İki tür vezin (ölçü) vardır. Bir de ölçüsüz şiirler vardır.
Bunlara serbest tarzdaki şiirler de diyoruz.
a. Hece ölçüsü : Dizelerdeki hece sayısının denkliğine
dayanan ölçü türüdür. Parmak hesabı da denen bu ölçü, Türklerin ulusal
ölçüsüdür. Bu ölçünün esası hece sayısındaki denklik olup bu sayısal
denklik o dizenin kalıbını da verir.
Kalıp, şiirin bütün mısralarında kullanılan ortak
ölçüdür.
Bu sayısal denkliğin söyleyişte tek düzeliğe yol
açmaması için her kalıp iki ya da daha fazla bölümlere
ayrılarak okunur. Bu bölümlere durak denir.
Mert da
ya nır
/ na
mert ka
çar
1 2
3 4
5 6
7 8
Mey dan güm
bür / güm
bür le
nir
1 2
3 4
5 6
7 8
Şah lar
şa hıs /
di var
a çar
1 2
3 4
5 6
7 8
Di van
güm bür /
güm bür
le nir
1
2 3
4
5 6
7 8
Yukarıdaki dörtlüğü oluşturan her bir mısradaki heceler sayıldığında
mısraların 8'er heceden oluştuğu görülmektedir. Bu mısralar okunurken her
4 heceden sonra bir nefes almak için durulur. Bu bölümlere de durak denir.
Dörtlükteki duraklar bölüm (/) işareti ile gösterilmiştir.
Durak, sözcükler bölünerek yapılmaz, sözcüklerden sonra yapılır.
Yukarıdaki dörtlük 4 + 4 = 8 heceden oluşan bir hece kalıbıyla
yazılmıştır. Altıncı heceden sonra durak yapılmıştır.
Hece ölçüsünde bu kalıbın dışında 7'li, 8'li ... gibi başka kalıplar da
kullanılır.
b. Aruz ölçüsü : Hecelerin uzunluk ve kısalık değerlerine
göre çeşitli ses kalıplarından oluşan bir tür şiir ölçüsüdür. Araplar
bulmuştur.
Bu konuyu lisede göreceğinizden burada ayrıntılara girmeyeceğiz.
c. Serbest tarz : Aslında bu bir ölçü çeşidi değildir.
Şiirlerde hece ölçüsünün dikkate alınmaması ile serbest tarz karşımıza
çıkmaktadır.
Düşün bir kere çiçek içindesin
Bir kız alıp göğsüne takmış
Düşün bir kere meyve vermişsin
Çocuklar üstüne çıkmış
Yukarıdaki dörtlüğün birinci dizesi 11, ikinci dizesi 9, üçüncü dizesi 10,
dördüncü dizesi ise 8 heceden oluşmuştur. Dolayısıyla belli bir hece
kalıbıyla yazılmamıştır. Aruz kalıbıyla da yazılmadığına göre bu dörtlük
serbest yazılmıştır. Yani ölçüsü yoktur.
2. Redif
Şiirlerdeki dizelerin sonunda bulunan, anlamları ve görevleri aynı olan
eklerin, kelime veya kelime gruplarının tekrarına denir. Kafiyede ses
birliği varken, redifte görev ve anlam birliği vardır.
Evcilik oynardın telli duvak lı
Ben uzaktan seyrederdim, merak lı
Yıldızlardan inme bir gül yanak lı,
Seni bekliyorum o gün bugündür.
Bu dörtlükteki mısraların sonunda yer alan "duvaklı", kelimelerinde
bulunan "-lı" sesi isimden isim yapma eki olduğundan yani görev ve
anlamları aynı olduğundan rediftir. Bu kelimelerdeki "-ak" sesleri görev
ve anlamları aynı olmayan fakat ses birliği bulunan unsurlar olduğu için
kendi aralarında "kafiye" oluşturur.
3. Kafiye (Uyak)
En az iki dize sonundaki kelime ve eklerde bulunan ses benzerliğidir.
Kafiyeyi oluşturan unsurların yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve
görevleri ise farklıdır.
Ölüm akla gelmez insan sevin ce
Sonunu düşünmez inceden in ce
Ne gündüzün gündüz ne gecen ge ce
Seni bekliyorum, o gün bugündür
Dörtlükte "sevince, ince ve gece" sözcüklerindeki "-ce" sesleri kafiyeyi
oluşturmaktadır.
B. KAFİYE TÜRLERİ
Kafiyeyi oluşturan seslerin sayısına göre kafiye türleri dörde ayrılır:
1. Yarım Kafiye
Mısra sonlarındaki tek ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.
Çiçek açar da l verir
Kimi uzar, birbirine e l verir
Kimi meyve verir kimi gü l verir
Ağaç üstünde dillenir kuşlar
Dörtlükte bulunan "verir" sözcükleri rediftir. Dörtlükteki "dal, el ve
gül" sözcükleridindeki "-l" sesleri ise yarım kafiyeyi oluşturur.
2. Tam Kafiye
Mısra sonlarındaki iki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.
Kalbimiz çırpınır yurdu andıkça
Gözlerde zaferin nuru y andıkça
Üstünde bu bayrak dalgal andıkça
Gönlümüz rahattır toprak altında
Bu dörtlükte bulunan "andıkça, yandıkça ve dalgalandıkça" sözcüklerindeki
"-dıkça" ekleri zarf fiil ekidir. Yani görev ve anlamları ayrı olduğundan
rediftir. Bu sözcüklerdeki "-an" sesleri ise sadece ses benzerliğinden
oluştuğu için tam kafiyedir.
3. Zengin Kafiye
Mısra sonlarındaki ikiden fazla ses benzerliğinden oluşan kafiye türüdür.
Yıllarca gurbetle çektiği çi le
Canlanır yeniden gelerek di le
Aksini arayan birkaç ah i le
Göğsü boşalırken gözleri dalar
Dörtlükte bulunan "çile, dile ve ile" kelimelerindeki "-ile" sesleri (üç
harften oluşmuş) zengin kafiyeyi oluşturmuştur
4. Cinaslı Kafiye
Mısralardaki anlamları ayrı, fakat yazılışı ve okunuşları aynı olan
(sesteş) iki sözün mısra sonunda kullanılmasına cinaslı kafiye denir.
Mısralardaki anlamları ayrı, fakat yazılışı ve okunuşları aynı olan
(sesteş) iki sözün mısra sonunda kullanılmasına cinaslı kafiye denir.
Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
Beyitte birinci "geç" kelimesi "zaman, vaktin ileri olması" anlamında
ikinci "geç" kelimesi ise "sürmesi, devam etmesi" anlamında kullanılmış
farklı iki sözcüktür. "Yazıma" sözcükleri yazılış ve okunuşları aynı;
fakat anlam ve görevleri farklı olduğu için cinaslı kafiyeyi
oluşturmuştur.
C. KAFİYE ÖRGÜSÜ (DÜZENİ)
Bir mısranın hangi mısra ile kafiyeli olduğunun gösterilmesine kafiye
düzeni denir. Kafiye düzeninde her mısra bir çizgiyle, kafiyeler de
harflerle gösterilir. Üçe ayrılır.
1. Düz Kafiye
Birinci mısra ile ikinci mısranın, üçüncü mısra ile de dördüncü mısranın
birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. aabb şeklinde gösterilir.
Kandilli yüzerken uykularda
Mehtabı sürekledik sularda
Bir yolcu parıldayan gümüşten
Gittik bahs açmadık dönüşten
..................................... a
..................................... a
..................................... b
..................................... b
2. Çapraz Kafiye
Birinci mısra ile üçüncü mısranın, ikinci mısra ile de dördüncü mısranın
birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. abab şeklinde gösterilir.
Gurbet o kadar acı
Ki ne varsa içimde
Hepsi bana yabancı
Hepsi başka biçimde
..................................... a
..................................... b
..................................... a
..................................... b
3. Sarma Kafiye
Birinci mısra ile dördüncü mısranın, ikinci mısra ile üçüncü mısranın
birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. abba şeklinde gösterilir.
Her şey yerli yerinde bir dolap uzaklarda
Uzakda bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan
Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan
Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgârda
..................................... a
..................................... b
..................................... b
..................................... a
Bunların dışında a a x a şeklinde oluşan "mani" kafiye şekliyle, a a a b
şeklinde oluşan "koşma" kafiye şekli de vardır.
D. ŞİİR TÜRLERİ
Konularına göre şiirler beşe ayrılır.
1. Lirik Şiir
İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür.
Bu nasıl ayrılık, bu nasıl veda
Gözlerin kal diyor, dudakların git
Bakışın anahtar gözlerin kilit
Ellerin aç diyor, dudakların git
dörtlüğü lirik bir şiirdir.
2. Epik Şiir
Savaş, kahramanlık ve yiğitlik gibi konuları coşkulu bir anlatımla işleyen
şiirlere denir.
Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur
Öter tüfek davlumbazlar vurulur
Nice koç yiğitler yere serilir
Ölen ölür kalan sağlar bizimdir
dörtlüğü epik şiirdir.
dörtlüğü epik şiirdir.
3. Didaktik Şiir
Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek,
ahlâkî bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan duygu yönü
zayıf şiir türüdür.
İlim, kula açılmış bir kucaktır;
Aydınlıktır, meşaledir, ocaktır.
İlmin yüzü samimidir, sıcaktır;
Cehaletin yüzü soğuk, buz oğul
dörtlüğü konusuna göre didaktik şiirdir.
4. Pastoral Şiir
Doğa güzelliklerini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını ve bunlara
duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür.
Sarı, yeşil, mavi renk renk
Çiçekler açmış ovada
Kelebekler benek benek
Dolaşıyorlar orada
dörtlüğü konusuna göre pastoral şiirdir.
5. Satirik Şiir
Toplum hayatındaki aksayan yönleri, düzensizlikleri, insanın değişik
konulardaki eksikliklerini ve hatalarını eleştiren şiir türüdür.
Bir vakte erdi ki bizim günümüz
Yiğit belli değil, mert belli değil
Herkes yarasına derman arıyor
Deva belli değil, dert belli değil .
dörtlüğü konusuna göre satirik şiirdir.
E. EDEBİ SANATLAR
Anlatıma güzellik ve çekicilik katmak amacıyla kullanılan sanatlardır.
Şiirlerin iyi anlaşılabilmesi için söz sanatlarının bilinmesi gerekir.
Benzetme
Aralarında çeşitli yönlerden iki bulunan iki şeyden benzerlik bakımından
güçsüz olanı, nitelikçe daha üstün olana benzetmektir.
" Aslan
gibi
güçlü
askerlerimiz
var."
Benzetilen
Benzetme edatı Benzetme yönü
Benzeyen
Bu örnekte olduğu gibi benzetmenin dört unsuru vardır.
Benzeyen : Benzetmenin temel unsurudur. Yukarıdaki örnekte
"askerler" benzeyendir. Niteledikçe zayıf olandır.
Benzetilen : Benzetmenin diğer temel unsurudur, Yukarıdaki örnekte
"asla" benzetilendir. Nitelikçe güçlü olandır.
Benzetme yönü : Benzeyenle benzetilen arasındaki ilişkidir.
Yukarıdaki örnekte arslan ile askerler arasındaki "güçlülük" ilişkisi
kurulmuş.
Benzetme edatı : Benzetmelerde kullanılan "kadar ve gibi" edatıdır.
Kişileştirme
İnsan dışındaki varlıklara, insan özelliği vermeye denir.
Karnın yardım kazmayınan belinen
Yüzün yırttım tırnağınan elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim topraktır.
Bu dörtlükte "toprak" kişileştirilmiştir.
"Dağlar uyuyor, günün yorgunluğunu atıyor." cümlesinde "dağlar"
kişileştirilmiştir.
Konuşturma
İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır. İntak olan yerde doğal
olarak teşhis vardır.
Çilek der ki vişneye git
Tatlı ekşiliği sonsuz
Başka bir ülkedir sanki
Vişne benim en sevdiğim
Bu dörtlükte "çilek" konuşturulmuştur.
Gurbet bile benden bıktı: "Düş yakamdan artık." dedi. Bu cümlede de gurbet
konuşturulmuştur.
▲ yukarı
ANA SAYFA
|