|
|
|
|
|
Çankaya Lisesi Türkçe Topluluğu Ağ Eli |
|
İsmail Doğan, Sokaktaki Yabancı İşyeri İsimlerine Yansıyan Kültürel Eğilimler Sosyoloji ve iletişim alanında çeşitli çalışmaları bulunan ve dersler veren İsmail Doğan'ın bu alanlarda telif ve tercüme olmak üzere pek çok çalışması bulunmaktadır. Bunlardan birkaçını söyleyecek olursak; Eğitim, İletişim, Yabancılaşma (Tercüme Yazılar), Sosyoloji Ders Notları, Değişen Türkiye'de Bilim ve Kültür, İletişim ve Yabancılaşma gibi eserlerini sayabiliriz. Türk Dil Kurumu Yabancı dillerden akın akın dilimize giren kelimelere karşı kurulduğu tarihten itibaren çeşitli çalışmalar yapmıştır. Konuyu çeşitli plâtformlarda tartışmaya açmış ve açmaya da devam etmektedir. Bunlardan biri de; 1993 yılında gerçekleştirilen "Dilde Yozlaşma " konulu Paneldir Panelde konu; edebiyatçılar, yazarlar, gazeteciler ve alanın uzmanlarınca tartışılmıştır. Panelde yabancı dillerin dilimize yaptığı tahrifat, sebepleri, çözümleri ile birlikte ele alınmıştır. Bu konu zaman zaman Dil Bayramları vb. vesilelerle de değişik açılardan ele alınmış ve alınmaya da devam etmektedir. Yabancı dille eğitim, ana dili şuuru, teknolojik gelişmeler gibi pek çok etkenin ele alındığı bu toplantılar yanında, Türk Dil Kurumu "Yabancı Kelimelere Karşılıklar" konusunda da çalışmalar yapmaktadır. Bu konudaki çalışmalar: Yabancı Kelimelere Karşılıklar (Ankara, 1995) ve Yabancı Kelimelere Karşılıklar İkinci Kitap (Ankara, 1998) olmak üzere iki kitap hâlinde çıkmıştır. Diğer taraftan konunun çözüme kavuşturulabilmesi için; toplumsal, kültürel, ekonomik yönden pek çok bilimsel araştırmaya, analize ve desteğe ihtiyaç olduğu da açıktır. İşte Doç . Dr. İsmail Doğan'ın Sokaktaki Yabancı İşyeri İsimlerine Yansıyan Kültürel Eğilimler adlı bu incelemesi, konuyu tarihsel, kültürel, sosyolojik boyutlarıyla olmak üzere geniş bir çerçeveden ele alan, tasvir ve teşhis eden önemli bir incelemedir. Türk dilinin bugün yaşadığı problemleri, aslında çok uzun zamandan beri yaşamakta olduğunun altının çizildiği eserde, iş yeri adlarında yabancı kökenli kelimelerin tercih edilmesinde hangi psikolojik ve sosyolojik sebepleri etkili olduğu üzerinde durulmaktadır. Ayrıca eserde, 1996 yılının Ekim ve Kasım aylarında Ankara'nın Ulus, Kızılay ve Kavaklıdere semtlerindeki 105 iş yeri sahibi üzerinde yapılan anket ve onlarla yapılan görüşmelerin istatistikî analizi temel alınmıştır. Eserde konuya geniş bir çerçeveden bakılmış olup anketlerde; iş yeri sahiplerinin ve müşterilerin eğitim durumlarından, iş yerinin bulunduğu semte, kullanılan ismin yabancı mı, yoksa Türkçe kökenli mi olduğuna kadar pek çok konuda çeşitli sorular yer almıştır. Eserin sonunda, dilimizde yaşanan bu çarpıklığa ait fotoğraflara da yer verilmiştir. Dilin bugün yaşadığı çıkmazda dilde uygulanan bazı yanlış politikaların da etkili olduğunun altını çizilmiştir. Bu konuda basından alınan bazı yazılara da yer verilmiştir. Kitaba alınan yazılardan birinde, Şiar Yalçın bu durumu şöyle dile getirmektedir. "XX. yy.'ın başlarında takriben yüz bin kelimeden oluşan zengin bir dildi Türkçe'miz. Bugün ise (...) Ahmet Hamdi Tanpınar ile Yaşar Kemal gibi biri dünyaca ünlü iki yazarımızın kullandıkları kelimelerin sayısı sırasıyla altı bin, iki bin yedi yüz elli ile sınırlıdır." Kitap, Prof. Dr. Akif Ergin'in: "Bizim olan ama giderek bize yabancılaşan sokakları anlatan", eser olarak nitelendirdiği kısa bir "Takdim" yazısı ile başlamaktadır. Daha sonra yer alan “Ön Söz”de ise kitabın konusu üzerinde kısaca durulmuştur. Ön Söz’den sonra yer alan “Doç. Dr. İsmail Doğan” adlı kısımda yazarın hayatı ve eserleri ile kısa bir bilgi verilmiştir. I. Bölümü oluşturan “ Giriş”te konu, tarihî bir perspektifle ele alınmış ve kısaca tasvir edilmiştir. Giriş’ten sonra sırasıyla şu dört bölüm yer almaktadır. II: Bölüm; “Türk Dilinin Tarihsel Serüveni”, III. Bölüm; “Bulgular ve Yorum”, IV. Bölüm; “Tartışma” ve V. Bölüm; “Sonuç ve Değerlendirme” “Türk Dilinin Tarihsel Serüveni”,başlıklı II: bölüm de kendi içinde , “Dil Kültür” ve “Türk Dilinin Tarihsel Serüveni” olmak üzere iki alt başlığa ayrılmıştır. Bu bölümün “Türk Dilinin Tarihsel Serüveni” başlıklı ikinci kısmında da sırasıyla şu başlıklar bulunmaktadır: “Cumhuriyet Öncesi Dönem”, “Yeni Terimler Karşısında Özgün Tutumlar”, Türk Dilinin Islâh Çalışmaları” ve “Cumhuriyet Dönemi” “Bulgular ve Yorum” adlı III. bölümde; anketlerde ve birebir görüşmelerde elde edilen bilgiler tablolar hâlinde ortaya konmuş ve sonuçlarla ilgili çeşitli yorumlarda bulunulmuştur. “Tartışma” adlı IV. bölüm şu üç alt başlıktan meydana gelmektedir: “A. Türkçenin Sokağa Çıkışı Tarihsel, Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Bir Yaklaşım Denemesi”, “B. Cumhuriyet Dönemi ve Sokağın Dili” ve “C. Dili Koruma Girişimleri” Bu IV. bölümde yer lan “Dili Koruma Girişimleri” başlığı altında; Fransızlarda, Almanlarda ve Türkiye’de dili koruma ile ilgili yasal düzenlemeler ile ilgili açıklamalara yer verilmiştir. Ayrıca bu kısımda, “Türk Dilinin Kullanımına İlişkin” kanun taslağının 1994 yılında gündeme geldiği ve yazarların bu tasarıya nasıl baktığı gibi çeşitli konular yer almıştır. Burada dilin yasal düzenlemelerden çok, ancak üreten bir toplum olmakla üretmesine paralel bir şekilde gelişip, zenginleşebileceğinin altı çizilmiştir. Aksi takdirde,üretmeyen ve devamlı surette tüketen bir toplumun dilini de tüketeceği ifade edilmiştir. “Sonuç ve Genel Değerlendirme” başlığını taşıyan V. bölümde anket sonuçları madde madde ortaya konulmuş ve konu genel bir değerlendirmeye tâbi tutulmuştur. Burada, XVI yüzyıldaki hareket başta olmak üzere (Türkî-i basit hareketi),İkinci Meşrutiyet ve Cumhuriyetin ilk yıllarında (1926-1929’aki “Vatandaş Türkçe Konuş” noktasındaki Türkçeleşme hareketi)-ve ilerleyen dönemlerinde, Türkçeye akın akın giren yabancı kelimelere karşı, Türkçenin korunması yönünde bazı hareketler ve kampanyalar olduğu ancak, dilin; kültür ve üretim hayatının bir ifade vasıtası olması sebebiyle bu tür faaliyetlerin fayda sağlamadığı belirtilmiştir. Kültürü canlılığını yitirmiş ve üretkenliğini kaybetmiş bir toplumun dilinin de canlı ve etkili olmasının beklenemeyeceği ifade edilmiştir. Ayrıca bu noktada, “Yerli Malı, Yurdun Malı” çerçevesinde düzenlenen ,”Yerli Malı Haftaları”nın başarılı olabilmesi için, “Avrupaî” deyiminin; “en iyi”, “en işlevsel” ve “en kaliteli” (s. 105) anlamına geldiği günümüzde öncelikle “yerli malın“,...rekabete açılan bir kültürde genç kuşakları yerli malı kullanmaya yöneltecek gerçekçi yöntem, içinde yerli malının bütün göstergeleriyle yabancı ürünler karşısındaki rekabet standardı”nı yakalaması gerektiğinin altı çizilmektedir. Ayrıca dilin ifadede işlevsel ve etkililik bakımından özgün olanı tercih etmesi nedeniyle de <<Kaliteli, işlevsel ve kullanılabilir olan her ürün aynı zamanda kültürün damgasını da pazara vurmaktadır. Dolayısıyla da “Ürünü alalım, ama adını almayalım; teknolojisini alalım ama kültürünü almayalım.” biçimde tercihten beklenen sonuçları elde etmek mümkün değildir.” >>(s. 62) diyen yazar verimlilik, kalite, rekabette dinamik yapıya sahip toplumların ürünle birlikte kültürlerini, terminolojilerini ve kavramlarını da ihraç ettiklerini belirtmekte ve çözüm olarak kültürün çağın gereklerine uygun şekilde geliştirilmesi ile dilin de canlılık kazanacağını vurgulamaktadır. Çünkü dil; toplumdan, ekonomiden, sanayiden ve teknolojiden kısaca kültürden ayrı düşünülemez. Bu noktada bu bilgi çağında yapılacak iş, “bilgi, teknoloji ürete toplum” olmaktır. Öte yandan yazar eserinde, Türkiye’nin, sokaklardaki tabelâlardan yola çıkılarak “yabancı dillerin istilâsına uğramış bir ülke” olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu vurgulamaktadır. Çünkü anketlerden elde edilen bilgilere göre iş yerlerine verilen adlar, ancak şu 12 alt başlık altında toplanabilmiştir. 1. Doğrudan Yabancı İsimler, 2. Şahısların İsmi ve Soy İsimleri, 3. Yer İsimleri, 4. İlgi Çekici Özel Buluşlar, 5. Rakamlı ya da kısaltma isimleri, 6. Geleneksel İsimler, 7. Hayvan İsimler, 8. Çiçek ve Bitki İsimleri, 9. Akrabalık İsimleri, 10. Kısaltma İsimleri, 11. Dinî İsimler ve 12. Medyatik İsimler. Bu sınıflandırmaya göre tabelâ isimlerinin; “yaşanan kent”, “ithal ürün”, “ilginçlik”,marka”, “kalıplaşmış isim”, “yapılan işe uygunluk”,”çocuğunun ismi oluşu”, “belli bir kesime hitap etmesi” ve “ticarî açıdan çarpıcı oluşu” (s. 114-116) gibi kriterler esas alınarak verildiğinin altı çizilmiş ve yabancı isimlerin yaygınlık kazanması noktasındaki problemin halledilmesi için, öncelikle konun tüm yönleriyle ele alınması gerektiği ifade edilmiştir. Eserde daha sonra şu kısımlar yer almaktadır: “Kaynakça”, “Ekler”, “Ek I, İşyeri İsimleri Bilgi Formu”, “Ek II, Araştırmaya Konu Olan İşyeri İsimleri”, “Ek III, Bazı Özgün İşyeri İsimleri”, “Ek IV, Basında Türkçe”, “Ek V, Sokaklardan Görüntüler”. Eser, dildeki çıkmazı; nedenleri ve sonuçları ile birlikte bilimsel verilerden de yaralanarak tarihsel bir bakış açısıyla bir bütün hâlinde ortaya konmaktadır. Eser bu açıdan dikkate değer bir çalışmadır.
Dr. Reşide GÜRSES
|